ANITSIZ VE SANATSIZ ADANA
Gezip gördüğüm şehirlerde, caddeler ve bulvarların dışında anıtlar, heykeller gibi sanatsal eserlerin varlığına ve çokluğuna dikkat ederim.
Çünkü anıtlar, heykeller ve mabetler o toprakların tapu sicil kayıtlarıdır. Bu eserler, mülkün sahibinin tarihe düştüğü dip notlarıdır, nişanlarıdır.
Büyük şehirlerin büyük meydanları olmalıdır ve bu meydanlarda da anıtlar ve heykeller bulunmalıdır. Ankara’da Ulus ve Kızılay Meydanı, İstanbul’da Taksim ve Eminönü Meydanı örnek meydanlardır.
Bu meydanları hatırlatacak bir meydanımız var mıdır Adana’da?
Bir Küçüksaat Meydanımız var ama trafiğin tam ortasında.
Keza anıt eser konusunda da aynı yoksulluk sözkonusu.
Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış bir Atatürk Anıtımız var.
Belediyecilik anlamında Adananın son otuz yılını düşündüğümde karşıma iki isim çıkıyor: Aytaç Durak ve Selahattin Çolak.
Bu iki Başkan, Adana’ya Meydan olarak ne kazandırmışlar. Heykel ve anıt olarak ne kazandırmışlar? Bir bakalım ne göreceğiz?
Küçüksaat Meydanında Beşocak Anıtı, Atatürk Parkının köşesinde Bahri Paşa Çeşmesi(1) ve bir de Kozan Yolunda Karacaoğlan Heykeli. Bunlar bana, Selahattin Çolak’ı ve dokuz yıllık başkanlık dönemini hatırlatıyor.
Aytaç Durak diyorum ve düşünüyorum da İnönü Parkındaki İnönü heykelinden başka bir eserini hatırlayamıyorum.
Yani 25 yıl bir şehrin kaderini elinde tutacaksın ve sanatsal anlamda bir tek heykelden başka şehrin güzelliğine, şehrin tarihine bir katkıda bulunmayacaksın. Bu mudur “şehreminlik”?
Çukurova’nın bağrından yetişmiş Karacaoğlan’ın Mersin’in Mut İlçesinde heykeli var da Adana’da bir kavşağa konulmuş minyatür heykelinden başka bir heykeli yok.
Yiğitliğin destanını yazan Dadaloğlu’nun, Çukurova Kurtuluş Ateşini yakan, Adana’yı düşman işgalinden kurtaran Sinan Tekelioğlu’nun heykellerinin olmayışı bir eksiklik değil mi?
Yazdığı onlarca romanda Çukurova ağalarını, ova, dağ köylülerini, köylülerin toprak ve doğayla ve dahi ağayla olan bitmez tükenmez mücadelelerini anlatan, dolayısıyla Çukurova’mızı Türkiye’ye ve dünyaya tanıtan Yaşar Kemal’in;
Yine romanlarında Çukurovalı tarım işçilerini, fabrika işçilerini, bugün getto, varoş ya da banliyö dediğimiz kenar mahallelerin insanlarının şehir ile yaratmaya çalıştığı entegrasyonu ve buna bağlı olarak kültürel değişimleri anlatan Orhan Kemal’in anıtlarını dikmeye değmez mi bu güzel şehir?
Bu şehir, ressam Abidin Dino’ların, Yazar Muzaffer İzgü’lerin, mimar Demirtaş Ceyhun’ların, Adana’da öğretmenlik ve Milletvekilliği yapan ünlü “Bayrak” şiirinin Şairi Arif Nihat Asya’ların, yaşadığı yıllarda hafızalarda yer etmiş politikacı Kasım Gülek’lerin şehri değil mi?
1909 yılında Adana’da bir “İğtişaş Olayı” yaşanmış ve binlerce Türk-İslam ahali Ermeni saldırılarında canını vermiş, anaların kundaktaki çocuklarını alamadan evlerini terk ettikleri bir “Kaçkaç” yaşanmış bu şehirde. Onların maruz kaldıkları bu zulümleri simgeleyen ve genç kuşaklara tarih bilinci verecek olan anıtlar yapılamaz mı bu şehirde?
Bugüne kadar şehrimizi yöneten Büyükşehir Belediye Başkanlarımız, sanatın ve kültürün bir ihtiyaç olduğunu görmezden gelmişler, Altınkoza deyince sadece İstanbul’dan getirilen film artistlerinin caddelerimizde yürütülerek halka el sallamalarını anlamışlar, onu da anlıyorum.
O zaman buradan Seyhan Belediye Başkanı Azim Öztürk’e, Çukurova Belediye Başkanı Yıldıray Arıkan’a, Yüreğir Belediye Başkanı Mahmut Çelikcan’a ve Sarıçam Belediye Başkanı Ahmet Zenbilci’ye sesleniyorum:
Mademki Büyükşehir koltuğunu işgal edenler, sanatı ve kültürü bir toplumsal ihtiyaç olarak görmüyorlar, bari siz bunun farkına varın. Yukarıda birkaç örnek verdim. Eminim konu sıkıntısı çekmezsiniz.
Mevcut kavşaklara veya sizin üretip şehre kazandırabileceğiniz meydanlara lütfen anıtlar yapınız, heykeller dikiniz. Bizlerden aldığınız dolaylı- dolaysız vergilerimizi birazcık olsun şehrin görünüm güzelliğine de harcayınız. Meclis Üyelerimiz, sizler de bu konuyla ilgileniniz.
Tapu kaydımıza, adınızı anabileceğimiz bir not düşünüz.
(1) Dönemin Adana valisi Bahri Paşa tarafından 2.Abdulhamit’in tahta çıkışının 25. yılı anısına bugünkü Kuruköprü Meydanındaki dönel kavşağın yerinde yaptırılan ve 1901 yılında törenle hizmete açılan çeşmedir. 1950 yılı başlarında Belediye tarafından yol yapım ve genişletme çalışması esnasında yıktırılmıştır. Taşları ve kitabesi, Etnografya Müzesinde koruma altındadır.